15.01.2015

İslamofobia

Selamun aleyküm / v2

v2 dedim çünkü bu yazıyı bir önceki yazının devamı niteliğinde yazmayı planlıyorum. Charlie Hebdo olayından çıkıp daha geniş bir bakış açısından, İslamofobia'nın ne olduğunu, nasıl ortaya, çıktığını, nasıl geliştiğini, sebebiyet verdiği olayları, sonuçlarını ve hakkındaki fikirlerin doğrularını ve yanlışlarını dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Umarım başarılı olurum.


İslamofobia/İslama-fobi ne demekmiş diye vikipedi'den bir bakayım dedim, kelime anlamını merak ettim;

" Müslümanlara ve İslam dinine karşı sürdürülegelen önyargı ve ayrımcılıktan kaynaklanmaktadır. Müslümanlara karşı duyulan irrasyonel nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelir."

Hemen hemen doğru bir anlam. Ancak islamofobia bir süreç değil sonuçtur. Yani anlamının tam olarak kavranabilmesi için süreci iyi bilmek gerekir.

Dünyadaki tek İslamdır sanırım. Bu şekilde algı oluşan(oluşturulan) bir din yoktur dünya üzerinde. Ha bu durumun tam tersi sayabileceğimiz bir "holokost" var bi' de. "Jewish shield" diyebilirim ona da.

İslamofobia kelimesi ilk olarak 1991 yılında kullanılmış lakin bu pek önemli değil. İslamofobia'nın palazlandığı ilk dönem 9/11 olayları ve sonrasıdır. 11 eylül 2001 tarihinde Amerika'daki İkiz Kuleler'in vurulmasından sonraki dönemdir.

George Bush olaydan bir hafta sonra;


"Crusade" yani "Haçlı Seferi" olarak tanımladığı "campaign" yani "kampanya"yı ilk önce Afganistan'da sonra da Irak'ta başarılı bir biçimde gerçekleştirdi.

9/11 olaylarında kaç kişi hayatını kaybetmişti sahi? Afganistan'da ve Irak'ta kaç kişi hayatını kaybetmişti? Ne idüğü belirsiz adamların "Allahu Akbar" laflarından veya uçak enkazından çıkan pasaportlardan İslami terörizm algısı oluşuyor da "KOSKOCA AMERİKAN BAŞKANI"'nın "Crusade" tanımlamasından niye bir "Cristianofobia" algısı oluşmuyor? Üstelik milyonlarca insanın katledilmesi ile sonuçlanan bir olay sonrasında.

Cevabı basit algı yönetimini iyi yapıyorlar.

Türkiye'de ağızlarda sakız olmuş "algı operasyonları"'ndan bahsetmiyorum tabi ki, gülme iki dakka.

Adamlar bu işin babası. Görmüyor musun;



Adamlar "Amerikan başkanı dahil herkesi devreye sokmuşlar."

Yine dediğim gibi Türkiye'deki gibi, en azından bir programda anlatıldığı kadar kolay bir iş değil bu.

Devlet adamından, entelektüeline, işçisinden, memuruna, x gazetesinden, y dergisine, a radyosundan, b televizyon kanalına kadar herkes ve her şey devreye sokulur bu işler için. İnsanların algısını öyle bir değiştirdiler ki, o insanlar komşularıyla çatışır, birbirlerini pataklar hatta birbirlerini öldürür oldular.

11 Eylül'den sonra Amerika'da ve Avrupa'da bu durum gayet net gözüktü.

Her kanalda Saddam'ın nükleerlerinden bahsedildi, hani şu bulunamayınca, "yanılmışız özür dileriz" dedikleri nükleer silahlar.

İslami radikalleşme artıyor denildi.

Birbirlerine düşman olan veya düşman gözüken kanallar bile İslamofobia'nın büyümesi için hem fikir oldular, birbirlerini desteklediler.

Ve günlerden bir gün, 9. ayın 11. gününde, güneşli bir Manhattan sabahında "World Trade Center" iki kez "İslami Terörizm" tarafından vuruldu. Hem de Amerika'nın kendi  uçaklarının kaçırılmasıyla. Burada bir değil iki terör olayı vardır. Uçağın kaçırılması da bir terör olayıdır.

:)

Yersen.

Neden "yersen" dedim, uzun uzadıya anlatmayacağım. Onun yerine, işinde uzman bir İtalyan abimizin muhteşem bir şaheseri olan "September Clues" adlı belgeseli koyuyorum buraya, izlemeyen varsa izlemesini öneririm.


Bakın, algı oluşturmak çok kolay, özellikle at gözlüklü ve "yobaz" sürüsü olan şu dünyada. 3. gözünüzü açın demiyorum da olaylara biraz şüpheci bakın.

Bu 11 eylül olayını son günlerde yaşanan Işid'in Centcom'u hacklemesi olayı ile çok benzettim nedense. Abd ve batılı ülkeler centcom'un hacklenmesinden kısa bir süre önce sosyal ağlardan devletlere geniş yetkiler istediler. Bu yetkiler kişi bilgileri, özel bilgiler gibi bilgiler. Terörizme geçit vermemek için istiyorlarmış bu yetkileri ve bu yetkileri istedikten hemen sonra da ışid koca Amerikan Merkez Komutanlığı'nın hackleyebildi.

Bunu da yapan İngiltere/Birmingham'lı 20 yaşında bir çocukmuş.

:)

Yersen V2

İşte algı oluşturmak bu kadar basit. Bazen böyle bir olay üzerinden bile "sosyal ağların(twitter/facebook/whatsapp gibi) terörizme destek verdiği" algısını oluşturabilir ve İslamofobia'yayı yayabilirsiniz.

Aynı şey İsrail'in, Filistin'i adım adım işgal etmesi olayında da vardır. İlk önce kendisini "holokost" ile garantiye alıp daha sonra da vatanını savunan insanlara terörist, bu olaya da "Radikal İslam" diyerek gerek medya kanallarıyla gerek uluslararası gücü ve yaptırımları ile Filistin'i adım adım işgal edip, Filistinlileri katletmiştir. Charlie Hebdo olayında da yine "Radikal İslam"'ı kullanmıştır ve Hamas ile Işid'in, El Kaide'nin aynı olduğunu her fırsatta dile getirmiştir. Hamas'ın bitirilmesi konusunda yardım istemiştir.




"Radikal İslam" terimini Suriye'de binlerce insanın katili, milyonu geçecek insanı göçe zorlamış Beşar Esad kullandı.





İsrail yaz döneminde Fransa'nın terör konusunda dikkatli olmasını dile getirmişti(Ağustos ayları gibi.) Olaydan sonra da şöyle bir haber yaptı;
http://www.haaretz.com/opinion/.premium-1.636754?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

"Fransa İsrail ile ittifak kurmadan terörü yok edemez."

Gözümüzün önünde tehdit eden ve bunu gerçekleştiren bir İsrail var karşımızda. Taşeron olarak kimi kullandığı önemli değil. Hollande da bunu biliyor olacak ki Charlie Hebdo olayından sonra Netanyahu'ya "Sen gelme ulan" demiş. :)

İslamofobia birilerine yarıyor;

Petrol kuyularına sahip olanlara,
Külçe altınları ülkelerine taşıyanlara,
Güç sahibi olanlara,
Kendinden başka güçlü istemeyenlere,
Ve,
İnancının gereği belirli topraklarda belirli "kavimleri" istemeyenlere.

İslamofobia birilerine zarar veriyor,

Müslümanlara.

Bu bu kadar basit. Bir olay hakkında mantıklı bir yorum yapmak için o olayın kime yarayıp kime yaramadığına bakmak gerekir. Hiçbir kişi, hiçbir toplum kendine yararı olmayan bir şeyi yapmaz. Hele ki zararına olacak bir şeyi yapacak? Gülünç.

Peki bu saldırıları yapanlar bu terörist gruplar arasında bulunanlar müslüman değil mi?

Terörizm İslama ait bir kavram değildir.

Toplumların yaşadıkları olaylardan elbetteki aşırılıklar doğmuştur. Ben bir insan olarak karısına ve kızına gözünün önünde tecavüz edilip ve öldürülmüş bir Iraklı babaya, "neden Bush'u havaya uçurmak istiyorsun?" diye bir soru soramam.

Ama bu insanlar müslümanlarla uğraşıyorsa, kardeşim dediği adamı öldürüyorsa, orada dur. Onlar kitapta bahsi geçen "ayetleri az bir bedel karşılığında satan kişilerdir."

Yine bu Charlie Hebdo olayını gerçekleştiren kişiler(eğer kendilerine müslümanım diyorlarsa) kitaptaki ayetleri inkar ediyorlardır. Yada kitabı okumayan cahillerdir. Eh pek bir şey farketmiyor zaten. Okumadan yapmak daha kötü. "Siz Allah'a dinini mi öğretiyorsunuz?"



"Rahmân'ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler".

Yani kendisine hakaret edilmesinden dolayı bir müslümanın yapması gereken duymamazlıktan gelmektir, ve/veya sabretmektir, öldürmek değil.

İslamofobia kime yaramıyor demiştik, müslümanlara;



Chalie Hebdo katliamından sonra müslümanlara yapılanlar. Ve her geçen gün daha da artıyor. Özellikle Batı Avrupa bu saldırıların ana merkezi.



Özellikle Almanya'da tarihin en büyük İslam karşıtı hareketleri yaşanıyor. Pegida hareketi bunun öncüsü.

Fransa'da cami, mescit gibi yerlerin laikliği zedelemesinden dolayı kapatılması fikirler arasında.

Yani yapılan eylemlerin İslam'a hiçbir katkısı yoktur. Katkısı olmayan bir şeyi yapmak da pek akıl kârı olmasa gerek.

Kısa kısa anlatmaya çalıştım, şuan yazının uzunluğundan pek emin değilim ama uzun bir yazı oldu sanırım, umarım anlatabilmişimdir. İyi günler, Allah'a emanet.

9.01.2015

Charlie Hebdo Olayı-Terörizm-İslamofobia

Selamun aleyküm.

Yazıyı olayın tam olarak anlaşılmasından sonra yazmak isterdim lakin perşembeyi-cumaya bağlayan gece içinde bitireceğim sanırım. Çünkü olay üzerinden o kadar çok karalamalar, demagojiler ve ahlaksızlıklar yapılıyor ki yazmamak için sabır kalmadı artık.

Paris'te "mizah" dergisi olan "Charlie Hebdo" dergisine yapılan terör olayı.

12 kişi öldü bu terör olaylarında son derece profesyonel "teröristler" tarafından. "İslami Teröristler" imiş, "genel" algıya göre. Zira "Allahu Akbar!" deyip adam öldürmek sizi kesinkes "İslami Terörist" yapar, o terör faaliyetinde başka bir müslümanı öldürseniz bile.

Neyse olayı kısa bir özetliyeyim dedim, orada bile ana asıl anlatmak istediğim yere değindim ufaktan.

Olay yapılan her terör faaliyetlerinde hedef alınan yer. İslam ve müslümanlardır.

Dünyanın her yerinde, ülkemizde bile öyle bir algı yaratılmış ki, "Allahu Ekber" denilip adam öldürüldüğü anda İslam dinine ve müslümanlara hakaretler başlıyor.

Charlie Hebdo olayı nasıl gerçekleşmiştir bir düşünelim. Mantıklı iki izahı vardır.

1-) El Kaide-Işid gibi terör örgütlerinin yaptığı bir eylem olabilir.
2-) İslamofobianın artmasını sağlamak için "İslamafobik"'lerin yapıp/yaptırdığı bir eylem olabilir.

İlk öncülü ele alalım;

Farzedelim ki eylemi El Kaide veya Işid terör örgütlerinden biri yaptı. Karşımıza birkaç soru çıkıyor bu durumda.

a) Fransız istihbarat ve polis birimleri Paris'in göbeğinde böyle bir eylemin olmasına nasıl izin verebildi?
b) Bu eylem olduktan sonra adamların kaçmasına nasıl izin verdi?
c) Teröristler daha önce gördüğümüz teröristlere neden hiç benzemiyor? (Silah tutuşları, hareketleri, eylemin çeşidi vs)

Bu soruların cevabını bulabilirsek El Kaide veya Işid üzerinde yoğunlaşabiliriz. Ben bulamadım.

İkincil öncüle geçelim. "İslamafobiklerin yapıp/yaptırdığı bir eylem."

Evet bence bu ilk öncülden çok daha mantıklı bir varsayımdır, Mantıklı olmasının sebebi ise terör eylemi öncesi ve sonrasındaki olaylarla varsayım arasındaki tutarlılıklardır. Bunları saymak gerekirse;

Fransa'da Paris'te Ak47 ve roketatarlarla eylem yapıp, bina basamaz, polis öldüremezsin. Öldürsen de olay yerinden kaçamazsın. Kaçsan da çok uzun süre yakalanmadan duramazsın. Dursan da kaçtığın arabada kimliğini unutmazsın.

Evet çok ilginç bir şekilde bu terör eylemini yapan adamlar kimliklerini kaçtıkları daha sonra terkettikleri aracın içinde unutmuşlar.



Evet böyle bir terör eylemini gerçekleştiren adamlar kimliklerini arabanın içinde unutmuşlar. Şaka değil, buna inanmamızı istiyorlar.

Öncesindeki Cami ve ibadethane kundaklamaları, Işid ile yükselen İslamafobia ve müslümanlar üzerindeki tepki daha da arttı.(Son bir yıldaki) Özellikle Almanya ve Fransa başta olmak üzere diğer "batı" ülkelerinde.

İslamafobia'nın artması sanırım İslamafobiklerin işine gelir. Tutarlılık zaten burada.

9/11'den farkı yok benim gözümde. Daha küçük çaplı bir mizansen bana göre.

Olay hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi etki ve tepkilere değinmek istiyorum biraz da.

Bu derginin yaptığı "mizah"'lara bakalım ilk önce;






Bunlar sadece iki tane nefret yayan, 0 mizanseni olan karikatürler. Hz Muhammed'i çıplak çizmek kadar ileri gittikleri karikatürler de mevcut(nereden gördüler ise tabi.) Ha hemen söyleyeyim olayı alçakça bir olaydır. Bunları yazıyorum diye olayı tasvip ediyorum diye düşünen iki üç kıt zekalı arkadaş olabilir.

Bu olaydan sonra bu derginin bu yaptıkları görmezden görülüp bizim hüngür hüngür ağlamamız, dinimize, inançlarımıza küfredenlerle birlikte sokaklara dökülmemiz beklendi.

Biz o kadar omurgasız değiliz.

Sen sokakta katliamı kınıyorum diyerek İslam'a sallamaya çalışacaksın ben de senin şakşakçın mı olacağım?

Başka isteğin?

Ve bunu yapmıyoruz diye, kendi dinimize hakaret etmiyoruz diye bizi "alçak" olarak suçlayanlar;

Çin Doğu Türkistanlıları katlederken,
Budistler Arakan müslümanlarını katlederken,
Stalin Türkileri katlederken(ki kendi ırkdaşı da dahil buna),
Bosna katliamı olurken,
Amerika Afganistan'ı katlederken,
Amerika Irak'ı katlederken,
Fransa Cezayir'i katlederken,
İngiltere Afrika'yı sömürüp katlederken,
İngiltere Hindistan'ı sömürürken,
Ruslar Çeçenleri katlederken,
İsrail Filistin'i katlederken ve katlediyorken,
Son bir yılda yapılan onlarca ibadethane kundaklanıp, bombalanırken,

susup eğlenenler, bizim yaptığımız gibi en azından bunların yanlış olduğunu dile getirmeyenler,

Biz sizi ne ilan edelim?

Alçak mı?

Adi mi?

Yoksa "Business Terrorist" mi?
 
Sonuncusu daha cafcaflı oldu ben onu tercih ediyorum.

Hem katledilen o insanlar seni yaralayacak hiçbir şey de yapmamıştı bak. Ölümlerine üzülmesen de katliamlara bir çift söz söyleyebilirdin.

Ama yok kardeşim, sen de o kapasite yok.

Sen bir olay çıksa da "İslam'a bir yerden vursam" diye bir düşünceye sahip olduğun için sen de bu kapasite yok.

Sen "Bu katliamı İslam istiyor, teröristleri değil İslamı bitirmek gerek" dediğin için sen de bu kapasite yok.

Sen böyle bir olayın ardından ölenlere üzüldüğünü söylemene rağmen(daha doğrusu onu bir savunma kalkanı olarak kullanman) "ÖSLÖM BÖRÖŞ DÖNÖ :(" diyerek İslam'a sövmeye çalıştığın için sen de kapasite yok.

Çünkü senin nefretin her şeyin ama her şeyin önüne geçmiş.

İroni yapacağına çıkar göster bakalım ayeti. Tevbe 5'i, 4. ayeti almadan getirme ama.

Ali İmran 186. ayeti oku ama.

Kuru gürültü ile gelme yani tamamen oku, öyle gel.

Yani bizim dinimizde böyle bir terör olayı yok. Terör çıkarmak "korku yaratmak", kaos ortamı sağlamak için vardır. Kaos ortamından biz beslenmeyiz. Beslenen kanatlar bellidir.

Kaos ile beslenen kimdir biliyor musun, "The Economist"'dir;

http://www.economist.com/blogs/erasmus/2015/01/reforming-islam?fsrc=scn/tw/te/bl/ed/wherechangecomesfrom

İslama içten reform gerekmiş. Luther gibi.

Hemde İslamın "modern figürleri" olan Fethullan Gülen ile Sisi ile böyle bir reformu yapmak gerekmiş.

Fethullah Gülen zaten saldırıyı kınadı. Gazetesinin manşetini tamamen kararttı ve yabancı dilde üzüntülerini gazeteleriyle dile getirdi.

Diğeri ise Mısır'da darbe yapan Sisi. Hacca giden Sisi mi?

Hayır, işte bu Sisi;


"Yüzlerce yılda oluşan fikirler, bir milyar müslümanın yedi milyar insanı öldürmek istemesi ile sonuçlandı."

diyen Sisi.

Kendini de o grup arasında görüyor herhalde, hacca gittiğine göre.

Başka bir önemli kısımda bir darbeci ile Fethullah Gülen'in aynı şekilde görülmesi. Özellikle bunun The Economist ile yapılması çok daha önemli ve "görülmesi" gereken bir yerdir.

Çok küçük bir yer de Hollande için ayırmak istiyorum.

Saldırıdan sonra "Özgürlüklerin ülkesi olduğumuz için bize saldırdılar" dedi.

Sanırım "Ermeni soykırımı yoktur" demeyi suç ve yasak haline getirmek Fransa'nın özgür olma durumuna bir etki etmiyor.

Sanırım müslümanların uğradığı eleştiriler, hakaretler gibi veya çok daha azını gören Yahudilere "anti-semitizm"'i sağlamak özgür olmalarına etki etmiyor.

Sanırım aynı derginin bir karikatüristinin Anti-Semitik bir yayınla işten kovulması Fransa'nın ve derginin özgürlüklerine etki etmiyor.

Sonuç;










Bizim ülkemizde de dünyada olduğu gibi hatta daha ağırları var ama bu ikisi yeter. Sosyal medyada o kadar çok var ki böyle...

Son söz ise yine sosyal medyada çok fazla dolaşan ve Avrupa'nın istediği, halklarına bu tip olaylarla dayatmaya çalıştığı fikrin karikatürü ile gelsin.



Yazıda sosyal medyadan birçok görsel kullandım. Faydalandığım yerler de oldu. Özellikle Yusuf Özhan'ın twitter sayfasındaki kaynakları kullandım. Belirtmekte fayda gördüm. Ayrıca Yusuf Özhan'ın twitter sayfasını eğer twitter hesabınız varsa takip etmeniz de yarar görüyorum.

Yazıya Perşembe gece 1 gibi başladım ve bittiğinde saat sabaha karşı 3'tü. Ve bu yazıyı Cuma öğlen 12 gibi yayınlayacağım. Yazı da yer yer hata olabilir ve atladığım yerler olabilir, kusura bakmayın, Allah'a emanet olun.

3.12.2014

Eksiklik-Kibir-Ego

Yaklaşık 3 yıl önceki ben ile bugünün beni arasında çok fark var. Fiziksel bir şeyden bahsetmiyorum, tabi onda da epey bir değişiklik oldu. :) Lakin esas değişiklik kafa yapısının değişmesi ile başlıyor.

Bendeki bu değişiklik, kendimi hangi konuda geliştirirsem geliştireyim o konuda o kadar eksik olduğumu anlamam ile oldu ve oluyor. Muhtemeldir ki bu herkesin başına geliyor ancak çoğu kimse bunu kendine itiraf etmekte zorlanıyor.

Bence insanın kendini eksik olduğunu itiraf edebilmesi insanın kendi için çok önemli. Eğer insan kendinin eksik olduğunu düşünür ve bilirse konuşmalarına egosunu o kadar az yansıtır, kendini bir o kadar tanır ve o eksikliği bir şeyler öğrenerek daha kolay kapatır.

Bu o kadar kolay bir şey değil sanırım. Ego, kibir... Bunlar öyle şeyler ki gün gelir insanı yeyip bitirir, "o" kişi olmaktan çıkarır insanı.

Bunun nasıl aşılabileceğini bilemiyorum ama aşılması ve yaşamın her döneminde bununla savaşılması gerektiğini biliyorum. Kibir şeytanın hayvanlarından biridir. (Tabiri caiz ise sayın Ömür Gedik). Kibrin ruhun her tarafını sarmasına izin verirsek biz de şeytanın hayvanlarından biri olup çıkarız.


28.11.2014

COMRADE


Bak anti faşist, anti liberalist, anti kapitalist, özgürlükçü ve eşitlikçi, proletaryadan olan canım kardeşim. Sen sınıflarda, okul sıralarında devleti eleştirirken, sokaklarda entelektüel şovunu yaptıktan sonra sol elini yumruk şeklinde yukarıya kaldırırken, "TAYYİP BUNLARI DA BURAYA SALDI DİLENCİ OLDULAR" diye yüzyıllara geçecek analizlere imza atarken yani sen klasik bir gününde klasik işlerinden birini gerçekleştirirken muhtemelen Esad'ın varil bombalarını kafalarına yemek istemeyen aileni çocuğu olan bu çocuk arabanın egzozundan çıkan sıcak "hava" ile ısınmaya çalışıyor.

Bak Comrade, sen suçluyorsun ya hani; "bu devletin suçu, aldılar saldılar!!11" diye,

Onlar öyle yapıyor diye sen de yardım etmemek zorunda mısın?

Hadi yardım etmiyorsun, yüz ifadelerinle, tepkilerinle onları küçük düşürmek zorunda mısın?

Her şeyi geçtim, onları bu ülkeden bir an önce kovmak için her fırsatı kollamak zorunda mısın?

Kusura bakma, "Bazı şeyler eylem gerektirir."

Kusura bakma, senin Stalin'den, Mao'dan, Pol Pot'tan hiç bir farkın yok.

Sen sadece kelimeleri süslü bir şekilde ifade edince, sokaklarda bağırıp sloganlar atınca tüm savaşlar bitecek, açlık bitecek, kötüler yok olacak sanıyorsun, daha doğrusu bu işine geliyor.

Comrade, sen Kızılay'da 3 kelime ile oluşturduğun slogan ile dünyayı kurtarmaya, açlığı bitirmeye çalışırken senin beğenmediğin insanlar haritada yerini gösteremeyeceğin yerlere ekmek, su, dostluk götürüyor.

Boşuna dememişler Comrade, birileri ürüyecek birileri de kervanı yürütecek.

24.07.2014

Nasıl İnanmazsın Mübarek, Idf Yazmış!

Bazılarımız İsrail'e laf edince ama Hamas da füze fırlatıyor gibi bir sahiplenme kompleksine giriyor. Stockholm sendromundan hiçbir farkı olmayan bu durumu anlamak mümkün değil. İsrail'in yaptığı dezenformasyonlardan etkilenmek mi desem, yoksa "entelektüel" seviyenin nirvasına çıkmak isteği mi desem bilemedim.

Nedir bu Hamas füze atıyor olaylarının aslı astarı diye bir araştırayım dedim. Zaten belliydi de sonunun nereye gittiği, yine de bir araştırmak gerek diye araştırdım.

Taraflı bir yayın olan Haber7'de geçen "Hamas'ın elinde 6000" roket var haberine rastladım, büyük ihtimalle bu roket sayısı bir şekilde şişirilmişti. Belki 100 belki 2000 bilinmez. En üst noktası yani 6000 roket olarak düşünelim Hamas roketlerini.





Kaynak: IDF, yani Israel Defense Force. Yani evinizin güvenilir. Haber kaynağı. Şimdi bi soru sormak istiyorum. Elinde 6000'den az roket kalan Hamas'ın 1 haftada 1500-2000 roket kullanması olası mı?

Neden 6000'den az dedim, çünkü yine IDF kendi yaptığı açıklamada savaştan önceki bir ayda 2000 roket kullandığını söylemişti Hamas'ın. Burada da 2 soru çıkıyor karşımıza:

1)Hamas 6000 roketin 1/3'ini savaşın olmadığı bir ayda taciz atışı için mi kullandı?
2)Iron Dome sistemini bilen Hamas oyun olsun diye mi kız kaçıran misali füzeleri attı.

Ha tabi kaynak IDF ise;
Allah Allah, niye inanmıyorsun bu kadar açık bir şeye mübarek. Bak hem adamlar grafik de yapmış. Ayıp valla.

Eğer Hamas'ın savaş öncesi 2000 füzeyi etki etmeyeceğini bile bile Iron Dome'u bile bile kullandığını aklın alıyorsa inanmakta özgürsün tabi. 

Ha belki başka bir şey vardır işin içinde. Belki de İsrail her gece alarmı ve sirenleri açarak halk üzerine Filistin nefretini daha çok aşılamaya çalışıyordur. Belki de bunu yapmaya çalışıyordur:

Çocuklarda bile.

Belki de Hamas konuşmacısının "İnsanlar artık kaçmak istemiyorlar, İsrail'e karşı savaşmak istiyorlar ve biz buna yardımcı olmaya çalışıyoruz." sözünü Human Shield'a çeviriyordur IDF.

Belki de Filistinliler alttaki linkte açıklandığı gibi, soykırım politikaları ile evlerinden nasıl kopacaklarını artık kaçacak bir yerlerinin dahi kalmadığını iyi bildikleri için, onlara yapılan zalimliğe karşı dik durabilmek için kaçmak istemiyorlardır. 

http://webapps.aljazeera.net/ajt/interactive/gazze_interactive/index.html#gaza2005

Ülkemizdeki bazı insanlar savaş çıktığı an ülkeden kaçmaya çalışacakları için bu durumu aklına hayaline sığdıramıyor çünkü. 

Belki de dünyanın her yerinde klasik söz olan "lobi" faaliyetleri sürdürülüyordur. "68th United States Secretary Of State" olsan bile bu "lobicilik" adı altındaki baskı senin için de geçerlidir belki.

http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/northamerica/usa/10979052/John-Kerry-caught-on-open-microphone-discussing-Israels-Gaza-offensive-in-candid-terms.html


Belki de michaelsikkofield.blogspot.com'da yazılan şu kısımdan ibarettir çoğu şey:

"Starbucks insanı. 9 yaşında bir çocukken sabahın köründe evine fırlatılan tank topunun sarsıntısı ile uyandığını, gözünü açtığında ilk gördüğün şeyin yerde can çekişen kardeşlerin ve baban olduğunu, bazılarının kolu, bacağı ve iç organlarının bedeninden ayrılmış olduğunu, acı içerisinde kıvrandıklarını bir tasavvur etmeye çalış. Zihnin almadı mı bu kadarını? O zaman gözünün önünde annene 3 askerin önce tecavüz edip sonra itlaf edilmesi gereken hastalıklı bir hayvanmış gibi kafasına sıkılan 2 mermi ile onu yere serdiklerini bir hayal et. Tamam mı?

Sen şimdi eğer bunun üzerine Tel-Aviv'de bir otobüste üzerine taşıyabildiğin kadar patlayıcı alıp kendini ve beraberinde onlarca insanı öldürdüğün zaman terörist mi oluyorsun?

Hukukunuzu, kitabınızı, düzeninizi ****** sizin. O sözde kanunlar da medya kuruluşları da tarih boyunca gücü olana hizmet eden saçmalıklar olmuşlardır. O çaresiz ve ne yapacağını bilemeyen, dünyanın EN ZOR sınavıyla başbaşa bırakılan insanlara terörist diyenlerin, Allah bin türlü belasını versin. He otobüste ölen insanların günahı neydi diyeceksin, bak ben canlı bomba olan çocuğa kahraman, kral, helal bee de demiyorum. Öyle bir konu ki bu, üzerinde yargıya varmak imkânsız... Fakat sen neyine güvenerek, neye dayanarak terörist dersin ulan bu insanlara?"


Dünya kapitalistlerin hegemonyası altında deyip, 11 Eylül olaylarına "terörist saldırısı" diyen, İsrail'in Filistin'e yaptığı soykırıma "kendini korumak için" yapıyor diyen "gırinpiis" tipli insanlardan utanıyorum. Onların adına utanıyorum.











18.07.2014

Filistin Kara Harekatı-Hamas-İsrail'in Politikası

İsrail dün gece kara harekatına başladı. Bundan önce de sözde ateşkes çalışmaları yaptı, Mısır'ın önerdiği...

Bu ateşkes, tamamen operasyonlarına meşruiyet kazandırmaktan başka bir şey değildir. Bu ateşkes önerisinin sonunda ne dendi? İsrail kabul etti, Hamas etmedi değil mi? Öyle değil işte. Hamas'ın bazı şartları vardı.

Gazze'deki abluka kalksın.
Sınır kapısı açılsın.
İnsani yardımlara izin verilsin.
Denizcilerimize izin verilsin.

gibi, gibi.

Kısaca insanca yaşamak için, insanca şartlar istediler.

Müslüman kardeşlerle aynı siyasi hareketten gelen Hamas'a karşı Mısır hükumetinin de vereceği tepki açıktır.

El Fetih ile Hamas'ın birleşimi de en büyük sebeplerden biridir bu saldırıda.

Ateşkes olsa da 1 sene, 6 ay gibi süre zarfları sonrasında İsrail'in yine saldıracağını biliyor Filistinliler. Çünkü bu hep böyle oldu.

Çünkü İsrail'in yaptığı şey açık. Önce bir yeri terör bölgesi olarak nitelendiriyor. Oradan halkı kopartıyor. Bu bölgeyi askeri bölge olarak alıyor. Daha sonra bu bölgede Filistin halkı yok deyip kendi halkını yerleştiriyor. Bunlar, bu insanların ideolojisi. Nil'den Fırat'a kadar kendi ellerine geçirmeden durmayacaklardır.

İsraillilerin Filistin bölgesindeki faaliyetleri aşağıdaki linkte görünüyor;
http://www.aljazeera.com.tr/kronoloji/kronoloji-israilin-isgal-altindaki-topraklarda-yerlesim-faaliyetleri

Bu ülke her zaman bunu yaptı, bunu yapmaya devam edecekler. Son gelişmelere göre 260'tan fazla Filistinli hayatını kaybetmiş, 1 İsrail askeri ölmüş. Allah Filistin'deki insanlara yardım etsin.

12.07.2014

Filistin, Doğu Türkistan - Ölenler İnsan, Kalanlar Şeytan!

Evet, bu bayrak bir zamanlar Osmanlı'ya karşı ayaklanan Şerif Hüseyin'in bayrağıydı. Şimdi ise hayata tutunmaya çalışan, çabalayan ve bunun için mücadele eden şerefli bir ülkenin bayrağı oldu. Bayrakları anlamlandıran yaşanmışlıkları, yaşatmışlıkları derler ya işte aynen öyle. Türk bayrağını nasıl "ben" hissediyorsam Filistin bayrağı da benim için öyle oldu. Keza Doğu Türkistan, Bosna gibi devletlerin bayrakları da öyle. Bu bayrak diğer Arap devletlerinin bayrakları gibi aynı kafanın oluşturduğu bir bayrak ama benim için bunun pek bir anlamı yok. Bayraklar milletleri sembolize eder bir bakıma. İşte bu yüzden "İngiliz" aklı ile oluşturulan "Filistin" bayrağı benim için Türk bayrağı gibi...



Burada ne Yahudi kökenli insanların nasıl Arap kılığında Filistin topraklarını satın aldığını ne de Filistin topraklarının "İsrail"'e dönüştüğünü uzun uzadıya anlatmayacağım. Lakin yukarıdaki harita neyin ne olduğunu gösteriyor kısaca. Eğer bir yerde "terörist" grup varsa onları yok eder işgal ettiğin topraklardan geri çıkarsın. Lakin senin amacın işgal etmek ise yukarıdaki haritayı hayata geçirirsin.

Uzunca tarihsel analiz yapmak, "vaat edilen toprak"lardan ve İsrail bayrağındaki 2 mavi şeridin Nil ve Fırat nehirleri olduğundan, İsrail devletinin tarihinin 1900'lerden değil de daha öncesine dayandığından, böl, parçala, yönet stratejisi ile "siyonist yahudilerin" Osmanlı'nın yıkımına nasıl sebep olduklarından, Rothschild'in kuklası ve Siyonizmin babası diye gösterilen Theodor Herlz'ten bahsetmek isterdim lakin bunlara başlarsam çok uzun olur yazı. Kısaca aklıma gelenleri yazmam bile küçük bir paragraf sürdü. İleride bir gün yazarım inşallah.  Bunları kısaca yazmamın sebebi ise eğer bilmeyenler ve araştırmak isteyenler olur ise anahtar kelimelerin bunlar olduğunu söylemek. İnternet güzel kullanıldığında çok güzel bir kaynak. Twitter, facebook, youtube'da vakit geçirmek için de güzel bir kaynak. Tabi 2. durumda üşengeçlik gibi kötü bir sonuç çıkıyor karşımıza. Her neyse.

Asıl amacım son günlerdeki olaylara değinmek biraz da. Şimdi nereden başlasam bilemiyorum. İsrail'in 3 vatandaşının kaybolması ve daha sonra ölü bulunması ile başladı her şey. Daha sonra İsrail inanılmaz bir şekilde(!) Filistin'e saldırmaya başladı. Kadın, çoluk çocuk demeden öldüren bir "otorite" ile karşı karşıya kaldık.


Filistin'de bir iftar böyle açılıyor. Bu görmüş olduğumuz teyze Filistin "terör örgütü" lideri olsa gerek. Eğer değilse de İsrail otorite, kesinlikle o haklıdır. İsrail başbakanı öyle diyor zira.


http://galeri.haberturk.com/gundem/galeri/440014-israilden-gazzeye-yangin-bombasi

Çok acı var, çok acılı insan var. FreePalestine, GazaUnderAttack gibi tagleri twitter arama kutusuna yazarsanız daha kötü fotoğraflarla karşı karşıya geleceksiniz. Emin olun ben en hafif fotoğrafı bulup atmaya çalıştım. Yanmış bebek cesetleri, kafası kopmuş çocuklar ve anneleri ve babalarının çaresizliği içinizde birazcık insanlık varsa acıtacaktır. Ve İsrail saldırdı ama... diyen başlayan sözcüklerle hiçbir cümle kurmanız olanaksız olacaktır. Eğer siz bir yerde bebek, çocuk öldürüyorsanız onun tek bir amacı vardır. SOYKIRIM. Hem de kendi başınıza geldiğini söylediğiniz, hem de Holocaust denilen şeyi bu yüzden çıkarttığınız halde sizin bunu yapmanız tarihte size yapılanların haklılığını yitirtir. 

Bir kaç kişinin "orada burada" "Yahudiler ile Hitler üzerinden dalga geçiliyor" "Yahudilerin duygusu var :(" gibi yorumlarını görüyorum:
Bu fotoğrafta Filistin'e atılan bombaları izleyen İsraillileri izliyoruz. Bu fotoğrafları görüp, o insanların acılarını görüp, bu insanların yüzündeki mutluluk ve heyecanı görüp İsraillilerden nefret etmemek çok çok çok ama çok zor. Hele ki günahsız insanların "siyonizm" denen pislik bir inanç için öldürüldüğünü görmek bile bile katlanmak inanın çok zor.

Kin, sevgi, nefret gibi insani özellikler haklı veya haksız sebepten dolayı bizleri yanlışa sevkedebilir. Ancak benim inandığım kitapta yani Kur'an'da Allah Maide suresi 8 ayette; "Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin." der.



                                          

Eğer gerçekten adilane olmak istiyorsak bu bu resimdeki ve videodaki yahudileri tenzih ederek konuşmamız gerekir. Zaten bizim ırksal olarak hiçbir millete karşı düşmanlığımız yoktur. Hangi ırktan olacağını hiçbir insan seçemez. Bizim derdimiz siyonist, sapık inançlara sahip olan yahudilerledir. 

Bir de İrlandalılar var tabi, hani o içimizde bulunanlar. "İçimizdeki İrlandalılar" denir onlara. bir Panda'nın ölümünde feryat figan olup yüzlerce Filistinli öldüğünde susup kalan. Hayvan hayatının insan hayatından daha önemli olduğunu savunan. Kişisel zevkleri için (kendilerini toplumdan soyutlayıp soyutlanmış gibi görünen insanlar) sokaklara çıkıp aynı günün akşamında ölen masum çocuklara bakıp kafa çevirenler. Bir de batı özentisi, tüm hayatı boyunca müslümanları terörist businessları ise iş adamı olarak gören tipler. İşte bunlara olan nefretim İsrail'e olan nefretim ile çok yakın. Belki de eşit, bilemiyorum.


Bu görüntü de Doğu Türkistan'dan. Çin'in uyguladığı baskıcı, zorbacı rejminin getirdikleri... Ramazan ayında oruç tutmayı yasak eden baskıcı bir zihniyet. Türkiye'de ve dünyanın bazı yerlerinde gönülleri fetheden, "Kadınlar göğün yarısıdır diyerek" "cicişlerimizin" kalbini çalan Mao'nun zihniyetinin devamı.  Orada da Filistin'e benzer bir muamele var. Orada da zulüm, şerefsizlik var. 

Biraz da öz eleştiri yapmak istiyorum. Bizler kınıyoruz, zulüm diyoruz, baskı diyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz ancak zalim zulmüne devam ediyor. Bizim yazdıklarımız bize kalıyor. Twitter'da bir yazı görmüştüm, çok beğendim: "1.6 milyarı aşan müslüman toplum kendini kurtarması için ebabil kuşu bekliyorsa, eğer o ebabil kuşları gelirse bizi taşlar." Gerçekten de bu söz cuk diye oturmuş bu zamana. Evet ümmetçilikse ümmetçilik. Müslümanlar birleşmezse çok acı çekeriz ve bu ayrık halimizle hiçbir şeye engel olamayız. Hilafetin ilgası maalesef en büyük hatalardan biridir. 

Yazımın başında ölenler insan, kalanlar şeytan dedim ancak ölümden sonra da bir yaşam var. Ölümden sonra da bir ceza var, adiliyet var, adalet var, Allah var. 

23.05.2014

Okmeydanı Olayları

Nereden başlasam bilemiyorum. Ben dünyada bu kadar karışık başka bir ülke bilmiyorum doğrusu. İnanılmaz şeylerin üstüste gelmesi bu olayların tesadüf olmadığını gösteriyor benim gözümde. 

Sosyal medyadan takip edebildiğim kadarıyla tamamen masum olan bir vatandaşımızın vurulmasıyla Okmeydanı'nda olaylar başladı. Kim neden orada o vatandaşımıza kurşun sıkar? Hem de hiçbir alakası yokken oradaki olaylara. 

Bunun tek bir amacı var. Yine kaos çıkartmak. Alevi-Sünni kavgası çıkartmak. Bu ülkede ne zaman bi kaos, bi olay çıkarsa orada ya alevi vatandaşlarımız yada Kürt vatandaşlarımız kullanılıyor maalesef. 

Kaostan kim yararlanıyor diye sormamız lazım kendimize.

Kendilerini sosyalist devrimci olarak ilan eden teröristler bir olay olsa da "faşist polisi ezsek" edasına bürünüp alevi vatandaşlarımızı kullanmaktadır. 



Teröristlerin ne alevilerin ne de sünnilerin arasında yeri vardır. Her iki kesmin de aralarından bu teröristleri atması gerekir.

https://twitter.com/YDG_H1

O masum vatandaşımızı vuran "polis" inde en ağır cezası çekmesi gerekir. O kadar düşünüyorum, kendisiyle alakası olmayan bir insanı neden vurur bi insan. Kaos çıkarmaktan başka bir şey gelmiyor aklıma. 

İnşallah olayın üstü örtülmez, en ağır cezayı çeker hainler.

15.05.2014

Gerçek Kahramanlar Uçmaz, Kazar! #SOMA

Acıttı, gerçekten acıttı. İnsan olan herkesin bir nebze de olsa canını yaktı Soma. Bizim canımızı ne kadar acıtırsa acıtsın orada vefat  eden işçilerimizin ailesi kadar kimse acı çekmiyor, çekemez. Bir oğlun, bir kızın onlar için kahraman görülen babanın kaybının üzüntüsü ile bizim üzüntümüz bir değil. Yaşamayan bilemez derler ya, kesinlikle o söz bu tür durumlar için.

Hükumetinden, muhalefetine, sendikalardan, patronlara, denetleyeninden, bizlere kadar herkesin hatası var. Hatasız kul olmaz orası başka ama kul hakkına giren de "kul" olmaz, olamaz. Eğer küçük bir rant için bu insanların hayatına kıyan kişi veya kurumlar varsa bu kişi veya kurumlar cezasını en ağır şekilde çekmeli. Eğer 3 kuruş için ihmal yüzünden gittiyse bu insanların canı ihmale sebep olan para babaları da gerçekler ortaya çıkmasa bile elbet cezasını çekecek. Ha gerçekler ortaya çıkarsa ihmali olan insanları cezalandırmak her ne kadar o insanlarımızı geri getirmese de herkesin vicdanı bir nebze de olsa rahatlayacak. Yeni yasa ile veya işçilere 1-2 ikramiye ile geçiştirilemez bu konu. Şuan bu yazıyı yazarken başbakanın "herkesi tatmin edecek yasalar çıkaracağız" sözünü sosyal medyada gördüm. Yasa ile geçiştirilemeyecek bir konu bu. Bunu başbakan dahil herkesin bilmesi lazım. Ha yeni bi yasa gerekli mi? Gerekli tabi ki. Ancak insan sormadan edemiyor. Bu yasalar illa canımız yanınca mı çıkacak? Neden insanlar ölmeden basit ama ölümleri ("ihmalleri") engelleyecek şeyler yapamıyoruz?

Yüzlerce yıldır farklı kültürleri bir arada tutabilmiş Anadolu, tarihinde farklı kesimler arasındaki öfkenin bu kadar arttığı başka bir dönem görmemiştir. Birbirimize olan öfkemiz yüzünden çok yanlış analizler yapıyoruz. Karşılıklı öfke, vicdanı, sevgiyi bastırmış durumda.  Burada o öfkenin ne kadar yanlış sonuçlar çıkarttığını kendi çapımda göstermeye çalışacağım. Yanlışım olursa, birinin kalbini kırarsam özürlerimi sunarım.


Örneğin bu bir eleştiri değildir. Bu sadece hakarettir. Hayal edelim, sokakta bi insan bu lafı size etti. Ne yaparsınız? Fikirlere kurşun işlemez ideolojisini savunan arkadaşlarımız böyle basit ve hakaret olan cümleler sarfetmemeliler bence. Bunu deyip ben bu ülkede barış istiyorum diyemezsiniz. Herkesten sakin olunmasını isteyip bunu yazarsanız kendi fikrinize karşı çıkıyorsunuz demektir.



Bu resimde de Erdoğan ve halk arasında uçurum gösterilmeye çalışılmış. Erdoğan ile halk arasında uçurum vardır yoktur orası farklı bir tartışma konusu ancak o olayın geliştiği ortamı düşünüp konuşmak gerekir. Şahsen ben de Soma'da vefat eden bir madencimizin evladı, yakını olsam babamı, kardeşimi öldürdüğünü düşündüğüm adama "en en en azından" bir çift laf etmek isterim. Bu koruma o durumda şart yani. Normal şartlarda da koruma şart da orası ayrı bi konu zaten.



Bu fotoğrafta bakanlarla işçiler arasındaki uçurumu gösteriyormuş bazı kesimlere göre. Yine üstte de dediğim gibi, bakanlarla veya milletvekilleriyle (onlar haricinde) herkese göre belli bir uçurum var. Lakin bu yorumu bu fotoğrafta yapmak yanlış. Bakan takım elbisesi yüzünden eleştiriliyor. Arkadaşlar bakan tabi ki takım elbisesi ile gelecek. Tabi ki madencilerimizin elbisesi ile bakanın elbisesi farklı olacak. Madencilerimizin madene girerken takım elbise giyecek hali yok.



Arkadaşlar bakanın oradaki görevi koşup sarılması değil. O şartlarda yapması gereken olayları daha da yavaşlatacak şeyler yapmamasıdır. Oradaki yaralı bir madencimize ilk müdahale yapılmaz ise hayatını kaybedebilir. İşi  bilen insanların işine (ilk müdahaleyi yapan kızılay vs çeşitli kuruluşlar) karışmamak bakanın yapacağı en iyi şeydir o durumda. Bakanın bunu düşünerek yapıp yapmadığını bilmiyorum ancak orada olması gereken olmuştur bana kalırsa.



Bu yorumda bir Van'daki Soma eylemlerinde polis arabasının yatırılması ve çeşitli yerlere hasar verildiğini gösteren bir resmin altına yazılmış. Bir yanlışın cevabı başka bir yanlış olmamalı bence arkadaşlar. Eğer sen hükumetin çaldığına inanıyorsan ve bunu kötü bir şey olarak görüyorsan benzer bir eylemi senin yapmaman lazım.


Bu alıntı da çok ilginç. İnsanoğlunun almadığı önlem için Allah'ı suçlamak? Kusura bakmayın ancak bu tipler de bir olay olsa dine saldırsak diye etrafta dolaşan insanlar maalesef. Yazımın başında insanların öfkesi vicdanını geçti demiştim. Bunlardaki öfke olay yüzünden değil bana kalırsa.


Yukarıdaki tipe bir örnek daha. Gerçekten o insanların acısını paylaşan insanlar değil maalesef bunlar. Bu arkadaşlardan çok örnek var ancak 2 tane yeterli olur sanırım.


Dediğim gibi nefret o kadar farklı şeylere ki oradaki ailelerimizin acısını paylaşacağımıza böyle saçma şeyler yapılıyor. Mısır'da kimin taziye mesajı yayınlamasını istiyorsunuz? Hapisteki Muhammed Mursi'nin mi? Birazcık vicdanımız rahatlayacaksa;

http://www.ensonhaber.com/tunus-moritanya-ve-filistinden-soma-mesajlari-2014-05-15.html

veya;
Bosna- Bakir İzzetbegovic;
"İzzetbegoviç, mesajında Manisa’nın Soma ilçesindeki maden ocağında yaşanan facia haberinden dolayı derinden sarsıldığını belirterek, "Bosna Hersek vatandaşları adına ve şahsım adına, zatı alinizin ve kardeş Türk milletinin en derin duygularla acısını paylaşıyorum. Ölen madencilerin ailelerine ve yakınlarına üzüntülerimizi iletmenizi istirham ediyorum" ifadelerine yer verdi."

Örneğimizin mantıklı olması gerek. Amerikaya, onun kapitalizmine karşı çıkan insanlara göre Amerika bizim dostumuz o mantığa göre.


Bu örnekler gördüklerimin sadece bi kısmı. Bi yerde yanlış ararken, hata görürken kendimizin yanlışa düşmemesi yapacağımız analizin haklılığını güçlendirir.

Tabi dedik hükumetinden bize kadar hata var diye. Başbakanın olay sonrası yaptığı açıklamalar gerçekten kötü açıklamalar. Tarihte bu olaylar oluyor diyerek 1890'lardan bahsetmek 1960'lardan bahsetmek saçma bir olay. 2014 yılındayız artık. Eğer varsa bunun örnekleri aynı dönem içerisinde olmalıdır. Olayı yatıştırmak insanlarımızın acısını paylaşmak için yapacağı bir konuşmayı çok daha farklı bir yere çevirdi. Kesip cımbızlayan medyanın etkisi olsa da Erdoğan bence dememesi gereken şeyler deyip, insanların daha da öfkelenmesine sebep oldu.

Sosyal medyada görülen şeylerin (örneğin madenden çıkan madencilerimizin) resmini atmak istemedim. Çünkü (en azından benim) o insanları görünce ne kadar saçma salak işler yaptığımızı hatırlıyor ve utanıyorum. Onun dışında diğer görüntüleri atmamamın sebebi, zaten onları her yerde her zaman gördüğümüz içindir. Ben daha çok görünmeyeni göstermeye çalıştım. Umarım gösterebilmişimdir.


Yukarıda dediğim gibi, yazıda kimsenin kalbini kırmamaya, yumuşak bir dil ile yazmaya çalıştım. Birinin kalbini kırdıysam affola. Hepimizin ortak acısı olan Soma'yı hep birlikte koruyalım. Ama bu yakarak, yıkarak değil, fikirlerle kalemlerle olmalı. Allah madencilerimizden, işçilerimizden razı olsun. Vefat edenlerin ruhları şad olsun. Hepinize iyi akşamlar.

13.05.2014

Bir Başka Açıdan Camia

Bu yazıyı yazmaktan kendimi memnun hissetmediğimi ama bir yandan da kendimi mecbur hissettiğimi belirterek cümlelerime başlamak istedim. Hepimizin de bildiği üzere şuan gerek gündemlere gerekse insanlar arası günlük konuşmalara yön veren ve bu doğrultuda gerçekleştiren camia hükumet kavgasından bahsetmek istiyorum. Nedir bu camia ? Farklı farklı isimlerle de gündemde yer bulan "gülen hareketi, hizmet hareketi, gülen cemaati" olarak bilinen hareket 60'ların sonunda İzmir'de kurulmuş toplumsal bir harekettir. Bu hareketin özüne baktığımız zaman Said Nursi hazretlerinin yolunu yol tutmuş,temiz,halisane insanlar topluluğudur. Tek amaçlarının İlah-i Kelimetullah olduğunu ve yalnız bu uğurda çaba gösterdiklerini herhangi bir rant veya siyasi çıkar içinde olmadıklarını yaklaşık 55 yıllık ömrü hayatlarında dile getirmişlerdir.  Fakat bu hareketin tam olarak bilinmesi ve iyi analizinin yapılabilmesi için kuruluşundan itibaren girdiği ilişkileri iyi bilmek gerekir. Nedir bu ilişkiler? 74 Ecevit hükümeti 37. hükümet olarak bilinen hükümet ile olan ilişkileri, ardından gelen 77 yılı Demirel hükümeti olan ilişkileri ve onun ardın gelen Özal hükümeti ve Erbakan hükümeti olan ilişkilerine bakıldığı zaman herhangi bir ideolojiye veya görüşe bakılmaksızın hepsi ile denge siyaseti kurulmuş ve hep menfaat ön planda tutulmuştur. Soruyorum size amacı Allah rızası olan bir hareket nasıl olur da nabza göre şerbet verebilir ? Bu ne kadar samimi bu ne kadar inandırıcı ? Bu kısa analizden sonra gelelim günümüzde cereyan eden kavgaya aslında buna kavga demek doğru değil buna çıkar çatışması demek lazım çünkü camia bugüne kadar kurduğu denge siyasetini AKP hükümetine uygulayamadı. Said Nursi'nin yolunda giden bu insanlar için onlara kendisinin bir öğüt mahiyetinde olan sözünü hatırlatmak isterim diyor ki: " Bir şeytanın bir de siyasetin şerriden Allah'a sığınırım". Bugün onun yolundan gittiğini iddia eden insanlar şuan tam olarak siyasetin göbeğinde aktif rol almaktadırlar. Gerek basın kollarıyla gerek eğitim kurumları ve üniversite öğrencilerinin barınmak için yer edindiği kendi tabirleriyle "ışık evleri" dahil hepsi ile hükümete karşı savaşmaktalar ve anti propaganda yapmaktadırlar. Şimdi soruyorum sizlere bu cemaat ya da camia her neyse ne kadar samimi ne kadar halisane ne kadar dindar .. ?